Yıl 2013, TNTT'nin dünya üzerinde 1653 kanalı ve bunu destekleyen gazeteleri var. Neredeyse her şehirde bir TNTT binası bulmak mümkün (TNTT İnternet ortamında da ağlarını sağlam kurmuştu tıpkı Murat Buyurgan'ın bahsettiği gibi). Her şey numaralandırılmış. Evler, arabalar, sokaklar, ürünler...
TNTT kanalı Türkiye'de ki son ulusal haber kanalı olan TRHP'yi satın aldı ama uyguladıkları politika gereği (doğru ya da yanlış) kanal kendi ismi ile yayınına devam ediyordu. Zamanında Selim Tuncer'de bu konuyu incelemişti.
XI-190519 kodlu oldukça elit bir sitede oturan Mert, orta yaşlarda, şakaklarına hafif beyaz rüzgarların estiği, kendince oldukça genç bir delikanlı. Yaşamdan zevk almak için kendine ufak yapılacaklar listesi çıkarıyor( FikirAtölyesi'nden Tunç'un yazdığı gibi). Lüks yaşamak ve bu yaşamın getirdiği kriterlere uygunluk göstermek onun öncelikleri arasında birinci sırada yer almakta... Kaliteli kıyafetler, pahalı parfümler (İnsan neden bunlara daha çok para harcar ki? ipucu Volkan'da). Sabah uyanır uyanmaz yaptığı ilk iş HD plazma Litrum Perimend Televizyonunu açmak ve Mixvitam kapsüllerini ağzını atamak. Mixvitam kapsülleri, orta yaş elit grubu için oldukça hatırı sayılır bir ürün. Fiyatları oldukça yüksek, bunun sebebi ise ürünü içinde yer alan enzimlerin yaşlanmayı geciktirmesi. Yan etkileri de var tabi ki, kullanıldığı 1 saat içinde insan bünyesinde uyuşukluk ve sersemlik yapıyor. 2000 li yılların başında kullanılan alkolün etkileriyle benzerlik gösteriyor. (Mehmet Doğan'da 2000 li yıllarda İnternetin etkisinden ve değişimininden bahsediyor:)
Mert ayaklarını uzatmış ve kapsüllerin verdiği sersemliği atlatmak için TV seyrediyordu. Mixvitam'ın etkisi geçtikten sonra zamanının çoğunu evinde yazmakla geçiriyordu, yetiştirmesi gereken bir roman vardı. TV de İBDT (İranan Bağımsız Devletler Topluluğu) ve nükleer silahlarla ilgili bir haber vardı (Bu haber yerine benzer reklamların yer aldığı reklam kuşağı da olabilirdi. Peki bu benzerlikleri önleyecek fikrin patenti olur mu? Marketingma'yı yazan Alper'e sormak lazım, konu ile ilgili Arzu ve Eylülce'ye de bi uğrayın derim.) Haberleri izlerken alttan geçen neon bandı fark etti. XI-190519 nolu site132 nolu dairede işlenen bir cinayetten bahsediyordu. Bağımsız Senatör Halil Gündertan, eşi ile beraber hunharca öldürülmüştü. Mert gördüklerine bir anlam veremedi. Halil Bey'in dairesi hemen karşısındaydı. Böyle bir cinayetten nasıl haberi olmazdı!
Mert gözlerini ovuşturdu, Mixvitamların etkisi de yavaş yavaş geçiyordu. Komşusu Halil Bey'in durumunu öğrenmek için ayağa kalktı. Kapıya doğru yöneldi. Bu sırada kulaklarına sinek vızıltısı gibi dört el 80630 marka tabanca sesi geldi (80630 ismini eski bir İnternet sitesinden alıyordu Özgür'ün bahsettiği Sosyomat markalar liginde o zaman 10. sıradaydı). Yazmakta olduğu romanda bu silahlardan bahsetmişti. Romandaki katilde bu silahı kullanıyordu, 80630 oldukça sessiz sayılırdı, sadece 5 metre karelik alan içinde sesleri çok az duyuluyor sonra birden ses kayboluyordu. Şok olmuştu. Kapıya doğru ilerledi, Lec kapı monitöründen dışarı baktı. Yüzleri maskeli 2 adam Halil Gündertan'ın evinden çıkmışlar asansöre biniyorlardı. Öylece kalmıştı. Nasıl olurdu. Ne yapacaktı??
Mixvitam artık etkisini yitirmişti, zihni oldukça açıktı. Ne kadar süredir ayaktaydı? Kapısının önünde sesler duydu. Kapı 2 defa çalındı. Birden ayakları çözüldü. Dengesini kaybeder gibi oldu sonra kapıyı açmak için kendisini toparladı. Kapıyı açar açmaz neon flaşlar, gazeteciler ve polislerle karşılaştı. Polis Ahmet ve arkadaşı açılan kapının aralığından sıyrılıp içeri girdiler ve kapıyı kapattılar. Mert bakakalmıştı. Polis Ahmet;
-Mert Bey bu gün burada olanlar hakkında sizden bilgi almak istiyoruz, sizin içinde bir sakıncası yoksa?
Mert üzerindeki şokun etkisiyle başını evet anlamında salladı. Halil Gündertan ve eşi öldürülmüştü.
Mert Polislere gördüklerini, duyduklarını anlattı. 80630'dan, maskeli iki kişiden bahsetti. Bir de ufak bir ayrıntıdan. Cinayetten önce TNTT kanallarından birinde haber neon bant olarak geçmişti ama Mert silah sesini haberden hemen hemen 10 sn sonra duymuştu. Yani haberlerde yer alan neon bant sırasında ortalıkta cinayet falan yoktu.
Polis Ahmet oldukça şaşırmıştı. Çok ilginç bir durumdu. Mert'e birkaç soru daha sorması gerekiyordu.
Uyuşturucu ya da herhangi bir hap kullanıyor musunuz?
Tabi ki hayır! Sadece sabah Mixvitam içmiştim.(Mixvitam yeni bir ürün belki Fındık ham maddesini oluşturuyordur. Birde Zeynep'e sormak lazım, Şahin Tekgündüz'den de fikir almakta fayda var)
Polis Ahmet Arkadaşına baktı kısık bir sesle “yazarlar” dedi gülerek. Tekrar Mert'e döndü . “Teşekkürler efendim biz olayla ilgili daha sonra sizi rahatsız edebiliriz. Bu yüzden şehirden ayrılmayınız.” eliyle Mert'in bileğini tuttu ve sayısal numaralardan oluşan mühür vurdu. “Sizin güvenliğiniz için”diyerek çıkmak için kapıya yöneldiler. Mert hemen arkalarındaydı. Kapı açıldığında yine flaşlar patlıyordu. Diğer tarafta da polisler cinayetle ilgili delilleri topluyorlardı. Mert kapıyı polisler çıktıktan hemen sonra kapadı. Çok korkmuştu...
Polisler haberlerde yer alan bantla ilgili söylediklerine inanmamışlardı. Mixvitamdan dolayı zamanı karıştırdığını düşünüyorlardı. Ama Mert emindi. Bir şeyler yapması gerekiyordu. TNTT'ye bağlı TRHP binasına gidecekti. Yani 1707 nolu binaya.
Ortalık sakinleştikten sonra dışarı çıktı. Hava kararmak üzereydi. Site içindeki yollarda güvenlik ve polisler dışında kimse yoktu. Üzerinde siyah kaban, başında siyah bir şapka vardı. Site kapısından dışarı çıkarken görevli polise kolundaki numarayı gösterdi. Bir taksi durdurdu ve 1707 binası önünde taksiden indi. Kapıdan içeri doğru yöneldiğinde güvenlik görevlisi onu karşıladı. Görevli niçin burada olduğunu sordu. Mert'te bu sabah gerçekleşen Halil Gündertan cinayeti görgü tanığı olduğunu ve yetkili birisi ile görüşmesi gerektiğini söyledi. Görevli hemen kısa bir telefon görüşmesinden sonra yayından sorumlu müdürün XI. Katta kendisini beklediğini söyledi. Beraber asansöre bindiler. XI. Katta asansör sessiz bir şekilde durdu. Mert asansörden indi. Görevli asansörde kaldı. “Sağ tarafta ki oda efendim” dedikten sonra asansörün kapısı yine çok sessiz bir şekilde kapandı.
Mert koridorda yürürken biraz tedirgindi, odanın kapısında müdür güler yüzle kendisini karşıladığında da tedirginliğini üzerinden atamamıştı. Her ikisi de odaya geçtiler. Müdür gayet nazik bir şekilde bir şeyler içip içmeyeceğini sordu. Mert hemen konuya girmek istiyordu . Bu teklifi nazikçe red etti. Müdür Mert'in gözlerine baktı, güler yüzlü biri olabilirdi ama gözleri hiçte öyle değildi. “Buyrun Mert Bey sizi dinliyorum, yanılmıyorsam Halil Gündertan cinayeti hakkında konuşmak istiyormuşsunuz” Müdürün hemen arkasında ki TV de haberler yayındaydı. Mert'in fotoğrafları olayın tek görgü tanığı olarak gösteriliyordu. Mert dikkatini topladı ve haber bandından bahsetti. Nasıl olabiliyordu da bir haber kanalı cinayet olmadan önce bu haberi verebiliyordu? Müdür yine gülerek cevap verdi “Mert Bey polis kayıtlarında Mixvitam kullandığınız yazıyor. Bence zaman olarak olayında etkisi ile yanılgıya düştünüz. Bizim böyle bir öngörümüz olamaz sizde takdir edersiniz ki. Biz sadece polis iletişim araçlarını dinleriz. Uydu kanalı ile de bu bilgiyi aktarırız.” Mert kafasını hayır anlamında salladı. Oldukça emindi cinayetten önce haberi görmüştü. Müdüre baktı “Siz ne düşünürseniz düşünün ben kendimden eminim . Sizde emin olun bu işin peşini bırakmayacağım. Polislerin bana inanmadığını biliyorum ama bir yazar olarak bana inanan bir kesiminde ben bunları açıkladığımda yanımda olacağını biliyorum.” Ortam birden gerginleşti. Müdür masasından kalktı. İzninizle hemen geliyorum diyerek kapıdan dışarı çıktı. Mert odada yalnız kalmıştı. Masanın üzerinde ufak notlar vardı. Biraz göz gezdirdi. Müdür hala ortalıklarda yoktu. Ayağa kalktı camdan dışarı doğru bakmaya başladı o sırada yarım açık çekmecenin içindeki evrağı gördü üzerinde 03.11.2013 tarihi vardı. Bugün ise 26.10.2013 tü. İleri tarihli bir evrak?. Elini çekmeceye doğru attı bir yandan da kapıya bakıyordu. Ama içerideki kameralardan haberi yoktu. Evrağı göz ucuyla inceledi. İBDT (İranan Bağımsız Devletler Topluluğu) nükleer denemelere AmericanEurai 'ye karşı yapmıştı bunu üzerine savaş başlamıştı. Bu nasıl olabilirdi? Evet gündem oldukça sıcaktı ama henüz savaşla ilgili bir durum söz konusu değildi ki? (Geçtiğimiz haftasonu da gündem pazarlama ile ilgilenenler için oldukça sıcaktı. İşte Murat Kaya'dan Marketingist yorumları)
İçeri birden iki iri yarı adam girdi. Merti kollarından tuttular . Mert birden kalçasında bir acı hissetti.
Kendine geldiğinde bir sandalyenin üzerinde ayakları ağzı bağlıydı, bembeyaz bir odanın içindeydi. Elleri arkadan kelepçelenmişti( Acaba Marketingpost'ta Cengiz'in bahsettiği jöleden kullansaydı bu durumdan kurtulabilir miydi?). Odada açık bir televizyondan başka hiç bir şey yoktu. Kapı açıldı. Müdür gülerek içeri girdi. “Mert Bey ne şansız bir durum. Kesinlikle bizim hatamız. Yayın bandını hazırlayan genç arkadaş sadece 10 saniye erken davranmış, siz merak etmeyin kendisini uyardık. Görev sorumluluğu nedir bilmiyor bu insanlar. Ama sizde çok şanssızmışsınız. O sırada nasıl oldu da gördünüz haberi ve işte gene bir şansızlık daha haberde tam sizin komşunuz rahmetli Halil Bey ile ilgili... Sizde artık kafanızda bir şeyleri birleştirmişsinizdir. Keza odamda evrakları inceleme fırsatınız da oldu. Sakın bizi suçlamayın. Biz insanlara istediklerini veriyoruz. Savaşı veriyoruz, cinayeti veriyoruz. Çünkü insanlar bunları görmek istiyor. Bunları seyrediyorlar. Ama size de çok üzülüyorum sevdiğim ve okuduğum bir yazardınız. Bu şekilde tanışmak istemezdim. Biz insanlara görmek istediklerini sunuyoruz. Sadece görmek istediklerini...” dedikten sonra arkasını dönüp odandan çıktı. Mert soğuk soğuk terliyordu. Nasıl olabilirdi. Önceden belirlenmiş bir kurgu vardı ve TNTT bu kurguyu insanlara sunuyordu(Medya ve Güven duygusunu Önder yazısında çok güzel incelemiş). Televizyona baktı, alttan bir neon band geçiyordu. “ Halil Gündertan cinayetinin tek görgü tanığı yazar Mert Mertalan şehrin dışındaki eski 125658 nolu köprü nün altında ölü bulundu”




16 YORUM YAZILDI:
3/10/06 00:18
Sevgili Onur,
Karnaval için senaryo yazma fikrin ne kadar güzelse, içerik o kadar berbat :)) Herkes bildiği işi yapsın kardeşim!
Şaka bir yana, çaban yeter! Ellerine sağlık.
3/10/06 00:35
Mert koridorda gergin bir şekilde giderken "bööö" diye ortaya çıkan adam olacağımı sandım bir an ama... :-) Olmadı.
Yorulmuşsun Marketingİst'te. Eline sağlık.
3/10/06 01:49
İlginç olmuş Onur. Ellerine saglık.
3/10/06 03:37
Valla gecenin bu saatinde benim için çok eğlenceli bir deneyim oldu :) Ellerine sağlık, teşekkürler.
3/10/06 10:46
İzlediklerine, yani rüyasının gerekli gördüğü kısımlarına müzik eklerken, coşku ile hüznü birbirine çırptı elinde olmaksızın. Büyük bir para kazandırmaz ama hiç yoktan iyidir. Rüyasını, Evrensel Video Merkezi'ne (UVCO)yükledikten sonra kazanacağı parayı düşünürken, blogunun zili çaldı.
Yetkili hala uykuda, tüm izlediklerinin de UVCO'nun reklamı olduğunu ve artık uyanması gerektiğini hatırlatması üzerine...
Ellerine sağlık, Halil'in kaçış hikayesini de bekliyorum.
...Running Man2!
3/10/06 10:55
Tunç Bey,
Bu berbat senaryo ile kesin şöhret olur Onur. Malum şuan TV'deki dizilerin hepsinden daha iyi:)
Ellerine sağlık Onur.(Sen manyaksın ya, demek istiyorum:))
3/10/06 12:06
Bence hikayenin adı "Tahta Fırtına" olsun, yakışır :) Elinde sağlık...
3/10/06 12:16
Az uğraşmamışsın herhalde Onur.
Yazıyı en çok şu yönden çok başarılı buldum.
İlk ismi geçen ben olmuşum :))
Teşekkürler..
3/10/06 15:47
Bak Sevgili Onur, gelen kibar yorumları görüyor musun?
- Yorulmuşsun Marketingİst'te
- İlginç olmuş
- Valla gecenin bu saatinde benim için çok eğlenceli bir deneyim oldu :)
- Bu berbat senaryo ile kesin şöhret olur Onur
- "Tahta Fırtına"
- Yazıyı en çok şu yönden çok başarılı buldum.
İlk ismi geçen ben olmuşum :))
:))
3/10/06 20:19
...[Karnaval XI ise Xavi Roma rakamıyla kaç oluyor]...
3/10/06 23:14
Öncelikle eline sağlık Onur. Philip K.Dick tadında bir öykü olmuş. Öykü güzel ama karnaval yazılarının araya serpiştirilmesinde az biraz problem olmuş. (Bunu da marketingist yorgunluğuna veriyorum.
Sana gelince Tunç kardeşim, toprağımı rahatsız etme istersen!!! ;)
Başarılı bir fikir. "Öykülü karnaval"
Çıta yeniden yükseldi. Geride kalanlara bol yaratıcılık dilerim.
4/10/06 11:43
tunç çok kızmış yahu. belki de, başrolü kaptırdığı için...
:)
4/10/06 13:56
yorumlar için çok teşekkürler...
Murat Kaya'nın sorusunun cevabını veriyorum
Xavi= X a V I iken;
a=A'dır
bu durumda X A V I denkleminde A ,V yi götürür geriye A harfinin ortasındaki "-" işareti kalır. yeniden yazmak gerekirse;
X-I olur ki bu da IX 'a eşittir, sonuç
Xavi= IX'dur umarım yardımcı olabilmişimdir :)
8/10/06 14:34
"Pazarlama Blogları Karanavalı" yazıları içinde en hoşuma giden bu oldu.
Tebrikler
20/10/06 17:15
benimde konuda adımın geçmesine çok sevindim, eline sağlık onur.
Halil'den sevgiler...
12/10/07 12:14
ellerine sağlık
Yorum Gönder