0 com

Türkiye İş Bankası Reklamı ve Twitter


Twitter (açıklamak gerekirse kısaca mikro blog) Türkiye'de yavaş yavaş sesini duyurmaya başlıyor naralarını duyduktan sonra çok inanasım gelmemişti açıkçası (yanılgı). Obama'nın internet üzerinden yürüttüğü kampanya sonucu gelen başarı, yerli malı politikacılarıda seçim zamanı Twitter hesabı sahibi yaptı. Hemen akabinde, şarkıcıların Twitter alemine girmesiyle Twitter adeta konser sonrası kulis arkası görünümünü aldı (Bu durumdan hiç şikayetçi değilim), şirketler yeni kampanyalarını duyurmak için yeni kullanıcı hesapları oluşturdu ve Twitter yerli malı oldu. Artık onun ismi Tivitır.

Son olarak daha enterasen bir şeye şahit oldum. Türkiye İş Bankası yeni reklamını televizyonda görünce aman dedim! Tivitır'ın tanıtım videosu değil mi bu?




Türkiye İş Bankasının yeni hangi bankanın çeki olursa olsun hiç bir hizmet bedeli almıyoruz temalı reklam videosunu bulamadığım için burada yerini alamadı ama en yakın zamanda bulup bu yazıya iliştireceğim. Şimdilik TV'den izlemekle yetinmek gerekiyor.
Read more »
0 com

Youtube içinde site



BooneOakley tam hizmet ajansı. İnternet siteleri aslında var ama bizim bilğimiz anlamda yok. BooneOakley.com adresine girdiğinizde de sizi youtube sayfalarına yönlendiriyorlar. Video şeklinde hazırlanmış siteleri oldukça eğlenceli. Normalde sitelerde görmeye alıştığımız Hakkımızda v.s. kısımları youtube player barında yerini alıyor. Siz istediğiniz zaman aralığını bu bardan ayarladığınızda ilgili bölümde karşılaşıyorsunuz. Sol menüde yer alan ikonlara tıkladığınızda yine youtube içinde ilgili bölüme yönlendiriliyorsunuz. Akıl dolu...




via
Read more »
0 com

Solo Man Bib, Erkek Olma Zamanı!



Avustralya'da Solo içecekleri için yapılmış çok eğlenceli kampanya, Solo limon aromalı soda benzeri gazlı bir içecek. Susadığınızda içinizde ki erken dışarı çıkıyor ( ne kadar kıl o kadar erkek). Solo gerçek erkek olmak için geliştirilen aparatın arka tarafında yer alan kullanım klavuzunda Star Wars'tan tanıdığımız Chewbacca'yı da görmek ( ya da benzerini) güzel ayrıntı. Bu karakter, kim daha erkek sorusunada cevabını oluşturuyor.


Künye:
Ad agency: Lifelounge, Melbourne, Australia.
Creative Director / Copywriter: Daniel Pollock
Associate Creative Director / Art Director: David Ponce de Leon
Designer: Michael Pham

Kaynak: arabaquarius
Read more »
0 com

USB Kravat, iş dünyası yeni oyuncağı


Toplantıya girdiniz ama sunum dosyanızın yer aldığı belleği evde unuttuğunuzu farkettiniz. Ne aksilik böyle şeylerde hep sizi bulur. Sunumu hazırlamak için onca harcadığınız saat, arka arkaya içtiğiniz kahveler boşa mı gidecek? USB Kravat sizi bu dertten kurtaracak gibi duruyor. Özellikle uc kısmı saklanabilir şekilde tasarlanıp renk renk satışa sunulursa iş dünyası yeni oyuncağına kavuşmuş olacak. Sabahlara kadar çalışıp hazırladığınız sunumunuz artık güvende sadece üzerine kahve dökmeyin yeter.



Kaynak: dialog05
Read more »
2 com

Ali Tınay Çok Fena Willy Wonka




Türk Telekom'un Jettfon hizmetinin tanıtımı için hazırlanan reklamda Cem Yılmaz karşımıza Ali Tınay olarak çıkıyor, yanında da ufak çizgi versiyonu Cem Yılmaz"cıklar" ile birlikte. Eğlenceli sayılabilecek (ki saymama taraftarıyım) ingilizce parça ve alt yazılar eşliğinde mütemadiyen izliyoruz reklamı. Lakin Cem Yılmaz ve mini mini Cem Yılmaz'ların oynadığı bu reklam bana fena halde Charlie & The Chocolate Factory Filmini hatırlattı. Willy Wonka ve onun küçük yardımcıları Oompa Loompa dansları gözlerimin önünden gitmedi. Acaba bilerek yapılmış bir gönderme mi var yoksa tamamen tesadüf mü? Willy Wonkada hafif göbeklenip Türk kimliğine bürünmüş, hayırlara vesile olsun!

Ali Tınay (Göbekli Wonka)


Film'den



Dip not: Ali Tınay'ın elindeki asa ile Wonka'nın asasına dikkat!
Read more »
0 com

Web Trendleri Haritası


Informationarchitects'te Web Trendleri Haritası'nın yüksek çözünürlüklü (6740*4768) formatına hemen ulaşabilirsiniz. Çok detaylı, Web Metro Haritasını andıran görünümü var biz sadece o haritada bir istasyon olmak için çalışmaya devam edelim...
Read more »
1 com

Beyaz Krallıkta Kan...

Çocukluk anılarımı hatırlamakta çoğu zaman zorlanırım. Hiç kalmadı bile diyebilirim artık elimde. Ama içlerinde yerleri çok farklı olanlar var. Onlar bilinçaltına itilmeyi ret eden anılar.

İlkokuldaydım, sanırım 2.sınıf. O zamanlar bordo bir Murat 131′imiz vardı. Ben uzun zaman onun isminin Murat, ona benzer diğer arabalarında isimlerinin farklı olduğunu sanırdım. Pazar Günü sabah erkenden babamla beraber arabaya bindik (O araba değil Murat). Uludağ’a gidiyorduk…


İşte dedim sonunda gidiyorum o masal krallığına. Yolları kavisli, virajlı ve alabildiğine beyaz. Beyaz asfalt’ın ne kadar güzel olduğunu ilk orada fark ettim. Sanki yolda değildik de beyaz bulutların üzerinde varmak istediğimiz krallığa doğru kıvrılmaktaydık. Zaman geçtikçe beyazlık daha çok artıyor, dünyadan uzaklaşıyorduk. Arkama baktığımda ağaçların arasından şehir gözüküyordu. Güneş beyaza her vurduğunda gözünüzü alamıyordunuz bir şey kafanızı geri çeviriyordu, şehre bakmak istemiyordunuz. Kuş sesleri o kadar yüksekti ki arabanın camları sıkı sıkı kapalı olsa bile içeride radyo açmanıza gerek yoktu. Ve son bir viraj dönüşü. İşte Beyazlar Krallığı Uludağ…

Babam kayakları eline aldı ve telesiyeje beraber oturduk. Bana bir şeyler anlatıyor o sırada ağzımı kaşkolla iyice kapatıyor beremi de kullaklarımı kapatana kadar aşağı çekiyordu. Arabadan indikten sonra Krallığın zirvesine giden bu yolculuğumuzu uçan ve söylenmesi bir hayli zor olan bu vasıta ile yapıyorduk “Telesiyej”.

Ben aşağılara bakarken birden bir kol beni sardı ve beyazlar içine iniş yaptık. Babam hadi dedi, artık vakit geldi. Kayakları ayaklarına taktı. Benide önünü aldı ve kolları ile sıkı sıkı tuttu. Sonra aşağı doğru kaymaya başladık. Gökyüzüne uzanan ve dalları artık üzerindeki karlar yüzünden aşağı doğru eğilmiş dev görünümlü çam ağaçlarının arasından geçerken onlara bakmaya çalışıyordum ama her bakma girişimimde bere gözlerimi kapıyordu. Hızlandıkça ben daha çok seviniyor, babam yavaşladığında hadi hadi bir daha diyordum. Bunları neden mi anlattım?

Geçtiğimiz haftasonu şirket toplantısı için Uludağ’daydım. Eylül ayında ilk defa ayak basıyordum buralara. Ne kadar garip birden Beyaz Krallık geldi aklıma, sanki bir devrim olmuştu ve Beyazlar sürülmüş geçici olarak Yeşil ve Sarı Krallar yerleşmişti yamaçlara. Oksijenin fazlalığından olsa gerek beyin birden açılıyor, kışın üzerinde kaydığın pistin dağ olduğunu anlıyor insan. Kanlı-canlı, yeşil, taşlı, ağaçlı bir dağ. Ve daha fazlası. Elimde çanta ile Ağaoğlu Oteline girdim. Oda numaramı ve anahtarımı aldıktan sonra uzun bir yolculuk başladı. Ağaoğlu Otelini bilenler tahmin edecektir bu yolculuğu. Otel yapı itibari ile gökyüzüne doğru değil de magmaya doğru devam ediyor. Görünüşte sadece 3 katlı gibi gözüken otelin arkasında bir dev olduğunu görünce şaşırıyorsunuz. Labirent vari koridorları ve koridorlarda asılı fotoğraflarıyla gezerken sıkılmayın hissi veriyor. Oda numaram 517 ve -5′te. Ama şanslıydım -8 de olabilirdi. Asansörle -5′e indikten sonra, uzunca bir holden devam ediyor ve sağdaki ilk kapıdan içeri giriyorsunuz biraz daha yürüdükten sonra işte orada koridorun sonundaki oda 517. Şimdi düşünüyorum da aslında çokta yorucu değil. Hele siz birde sezonda görün üzerinizdeki kıyafetler birde ayağınızda kayak ayakkabıları varsa bu yol ölüm demektir. İyi ki board ayakkabıları oldukça rahat dizayn edilmiş…

O kadar açım ki hemen eşyaları bırakıp, geldiğim yolu bir nefeste geri dönüp -2 deki restaurant bölümüne atıyorum kendimi. Mutfağı oldukça lezzetli. Özellikle balığın tadı damağımda kaldı. Yemek bitti, kendime geldim sayılır. Lobiye çıkmaya karar veriyorum. Ağaoğlu’nun duvarlarında kar ve insan temalı çokça fotoğraf görebilirisiniz. Neredeyse tüm koridorları süslüyor bu fotoğraflar. Restauranttı terk ederken bir fotoğraf dikkatimi çekti. Elinde kafası parçalanmış bir Fok balığı tutan yüzü gözü soğuktan buz tutmuş bir adam portresi. Bir anlam veremedim. Böyle bir fotoğrafın burada işi neydi. Hem de yemek katında. Beynimi toplamaya çalışıyorum. Acaba fotoğraf farklıydı da ben mi yorgunluktan farklı bir şey görüyordum? Hayır, kesinlikle gördüklerim doğruydu. Parçalanmış bir Fok’u elinde tutan bir adam portresi. Şirket organizasyonu yapan Mete Bey ile görüştüm. Gördüklerimi söyledim kendisinin de dikkatini çekmiş. Bir yetkili bulup bana haber vereceğini söyledi.

Sabah uyandım. (satır arası notu: Dağda oksijen fazlalığından herhalde geç kalkmanız çok mümkün olmuyor saat 7 ben ayaktayım) Kahvaltıdan sonra o fotoğraf yine orada. Lobide Mete Bey ile karşılaştık. Bana yetkili kişiyi bulduğunu, beni resepsiyonda beklediğini söyledi.

Murat Pınarcı. Gayet güler yüzle karşıladı beni. İç kısımdaki ofise davet etti. Kendisi ön büro müdürüymüş. Biraz ön konuşmadan sonra hemen konuyu dile getirdim. Müşteri olarak durumdan ne kadar rahatsız olduğumu anlattım. Elbet mantıklı bir açıklaması vardır. Yoksa Uludağ’ın en eski otellerinden biri olan Ağaoğlu böyle bir fotoğrafı neden orada sergilesin.

Murat Bey gayet samimi şekilde olayı bana aktardı.

Bengüç Özerdem bir gazeteci. Bir hayali varmış, Bering boğazını atalarımızın ayak izlerini takip ederek geçmek. Ali Ağaoğlu’da bu hayaline sponsor olmuş. Bengüç Özerdem’ de ekibiyle beraber hazırlıklarını tamamlayıp 22 gün süren bu yolculuğa çıkmış. Bengüç Özerdem’ in bu yolculuğa çıkarken bir diğer arzusu da Fok’lara yapılan katliamı bir nebzede olsa engelliyebilmek ve dünyaya duyura bilmekmiş. Bu yüzden yola çıkmadan önce bu sevimli hayvanların kürklerine sürülebilecek ancak onlara zarar vermeyecek boyalar almışlar yanlarına. Fok’ların üstlerine sürdükleri bu boya sayesinde cani tüccarlar için bu kürkler değersiz hale geliyor ve boyalı Fok’u avlamıyorlarmış. O fotoğrafta yolda karşılaştıkları katledilmiş bir Fokmuş. Yoksa böyle bir görev ile yolculuğa çıkmış ekipten böyle bir şey beklenemezdi. Yemek Salonunun koridorunda sergilenmesinin de asıl sebebi sezon da en yoğun bölümün burası oluşu ve insanları dikkatini çekebilmekmiş.

Hikayede oldukça tatmin edici.Ama altına ufak açıklayıcı bir yazı ile bu mesaj desteklense daha iyi olmaz mı? Yoksa Bengüç Özerdem’i katliamı yapan kişi gibi algılamamıza kim engel olacak? Haklısınız dedi. Ve altına bir açıklamanın yönetimle konuşulup yerleştirileceğini söyledi. Birde bu seyahati fotoğraflar ile anlatan “Kıtalararası Buzul Yürüyüşü-Bengüç Özerdem” kitabını hediye etti. Murat beyle selamlaşıp ayrıldık. İlgili yaklaşımı beni gerçekten mutlu etti. Kitap jesti de yabana atılır gibi değildi. Müşteri memnuniyeti dedikleri şey müşteri için ne kadarda memnun edici bir kavram. Bu konuşmadan sonra öğleden sonra otelden ayrıldım. Benden sonra gidecekler olacaktır. Sizden ricam o fotoğrafa bakmanız. Acaba yönetim ile konuşulup altına o açıklayıcı yazı asıldı mı? Yoksa benim yaşadığım, anlık müşteri memnuniyeti miydi ?




Bengüç Özerdem’in kitabından alıntı: “Bir hayalim vardı. Beyaza, sonsuza, uzağa gitmek.”

Beyaz Krallıklar hala var. Bazıları kana bürünmüş vahşeti içinde saklıyor ama bu vahşeti yapan sınırları ihlal edip o Krallığa izinsiz giren insanlardan başkası değil…
Read more »
3 com

Marka aslında yanılsama mı?

Markalar , etrafımızdan "teğet geçen" ya da öyle sandığımız!

Markanın size verdiği mesaj sizin algıladığınız kadardır, fazlası değil...

Yaşam tarzınız, hayata bakışınız, dinlediğiniz müzik, izlediğiniz film, arkadaşlarınız... Etkilendiğiniz yazarlar.

Birde bunların üstüne marka mesajları. Sizi bir yerlerden yakalamaya çalışan pazarlama dehaları. Hangi markanın ürettiği ürünün yerine ikamesi yok! Marka ürün ya da hizmet değil. Marka tıpkı dinlediğiniz müzik, arkadaşlarınız, izlediğiniz filmler gibi hayatınızda yer edinmeye çalışan simgeler. Siz ne kadarına izin verirseniz okadarlar, fazlası değil. Olmazsa olur mu?

Müziksiz olur mu?
Filmsiz olur mu?
Arkadaşsız olur mu?
Read more »
0 com

Audi Q5 - kutusuz




Stopmotion ve inanılmaz güzel bir müzik. Audi Q5 
Read more »
1 com

Sokak (Konu dışı)

Sokaklara yayılmış lekeler gibi. Tim Burton’nın stainboy karakteri gibi… İtilmiş, karanlığa
bırakılmış, ellerinde selpak bir oyana bir buyana koşturan çocuklar. Kimsesizler, acınası
halde. Acınası halden büyüdükçe acımasız hale döneceklerini kimse düşünmüyor.
Sokaklar bir çocuğu acımasız yapmak için iyi bir eğitim sahası. Lise önlerinde haraç
toplayan, o soğukta selpak satmaya çalışan çocuğun ta kendisi. Elinde birası diğer elinde
esrarı ile arkanızdan koşturup para isteyen de eskiden gözleri ışıl ışıl size umutla
bakan o çocuk hatırladınız mı? Genetik artık gibi sınıflandırdığımız, her gördüğümüz
yerde bakışlarımızı kaçırdığımız pislik, iğrenç insan parçacıkları. Parçalar
tamamlandığında ortaya çıkanı görmezden gelememek ne kadar acı. Halbu ki ne kadar
kolay yapıyorduk en başlarda, kafanı çevirdiğinde eziliyordu, köşesine çekiliyordu
ufacıklar. Nerden bilebilirdin ki şimdi nereye gidiyosun lan o… ç… diye arkandan
bağıracağını. Şimdi sensin onun eski hali. Acınası, korkmuş ve hemen köşesine çekilmek
isteyen.
Read more »
4 com

Türk Yöneticilerinin Özellikleri


Kariyer Dünyası Mart 1998 sayısından alıntı.

Yıl 2008, çok fazla bir değişiklikten sözedebilir miyiz? Tartışılır...

Read more »
3 com

100 kişi, 1 yüz.

Read more »